16 Kasım 2009 Pazartesi

küçük prensin ilk saç traşı ve diğer haberler

Bizim küçük prens perşembe günü ilk defa saçını kestirdi. Babasıyla çok düşündük kendimiz becerebilir miyiz diye, baktık olacak gibi değil, berber eve geldi. Bizimki biraz zorladı ama, sonuçta serseri modda bir küçük prensten gayet beyefendi modda bir küçük prense dönüştü yavrukuş, aşağıda görüldüğü gibi:





Bugünlerde yoğunluktan başımı kaşıyacak, dolayısıyla blogu sık sık güncelleyecek vakit bulamıyorum, ama bizim sıpa pek bir oyuncu-numaracı bir tip oldu. Müziği çok ama çok seviyor, hemen dans moduna geçiyor. Yıldız İbrahimova'nın CD'sinin hastası oldu kendisi, müziği kendisi açıp başlıyor ritm tutup kendince dans etmeye. Zilefonu da çok sevdi meleğim:))) Kendi kendine oynayarak daha fazla vakit geçirebiliyor. Bizim kulağımızı, burnumuzu gösteriyor, tarak verince hem kendi saçını hem bizim saçımızı tarıyor. El yıkama ve dış fırçalama nosyonunu da kazandı sağolsun, ama şimdilik macun koymuyoruz. İşten gelince artık rutine binmiş olan bir anneye trip yapma seansı var, yarım saat kadar. Yemek yerken kendi önüne de koyuyorum, döke saça yiyor. Uzun zamandır tek elinden tutarak yürüyordu, playskol ilk arabamla ve dayısının aldığı diğer arabayla da koştur koştur yürüyor (onları iterek), ama inatla ve ısrarla tek başına yürümek yok daha, birazcık cesaret be yavrum:)) Bir de babasına çok ama çok düşkün bu aralar, ikisini gülüp eğlenirken görmek ne büyük keyif:)) Biraz dağınık oldu, ama aklıma gelenler şimdilik bunlar.

Herkese iyi haftalar:)))

10 Kasım 2009 Salı

çook gecikmiş iki mim

öyle bir çalışma ritmi içindeyim ki hergünkü alışkanlığım olan blogları okuma-yorum yazma-kendi bloguma birşeyler karalama alışkanlığımdan uzaklaşmak zorunda kaldım. Neyse yemek rehavetinden faydalanarak sevgili Sibel ve Bige'nin mimlerine cevap vereyim. Önce Sibelinki. Konu:anılarınızı canlandıran 5 koku. Bu konu üstünde ben de hiç düşünmemiştim aslında. Ama Sibelcim sağolsun bu mimi "ANILARINIZI CANLANDIRAN VEYA SEVDİĞİNİZ 5 KOKU" olarak modifiye etmiş. Ben de ona göre yazayım:
1- Tabii ki ve de tabii ki ilki benim minik meleğimin aşkımın kokusu. Doğumdan sonra kucağıma verdiklerinde aldığım şahane koku. Şimdi ona sımsıkı sarılıp öperken aldığım koku. Var mı bunun üstüne birşey?
2-Küçükken kullandığım (özellikle ilkokulda) çilek kokulu silgi. Bu koku bana doğrudan çok keyifli geçen çocukluğumu ve ilkokul yıllarımı hatırlatıyor.
3- Misler gibi evde pişen börek kokusu. Annem çalışan bir anneydi. Kardeşimle birlikte servisten inip eve girdiğimizde bazen annemizin sürprizi ile karşılaşırdık. Annişkom izin almış, eve gelmiş, bize börek yapmış. Allahım ne keyifti:))
4-Salep kokusu. Soğuk bir kış günü, yanında sevdiğin, sevdiklerin, oturmuşsun sıcacık bir yerde salep içiyorsun. Aşk, dostluk, mutluluk kokusu:))
5-Düğünümde kullandığım, çok sevdiğim Cannel allure ve bence kokuların en harikası Channel no:5.

Çok keyifli bir mimdi Sibelcim sağolasın:)) Şimdi sıra Bigenin miminde.

1.Dolabı açtığında hangi renkler daha fazla?
Siyah ve beyaz en fazla olan iki renk. Çok severim bu iki renkteki kıyafetleri.
2.Alışverişe gittiğinde hangi mağazaya uğramazsan olmaz?
Fabrika. Bu sene oradan aldım genelde kıyafetlerimi. Sonra Network, Koton, bir de bilimum ayakkabıcılar bir ayakkabı canavarı olarak. Buralara kendim için bakıyorum ama sevgili oğluşmu unutur muyum? Mother care, kanz, joker, zara kids vs bilimum bebiş mağazalarına da oğluş için mutlaka bakıyorum.
3.Kendini rahat hissettiğin giyim tarzı?
Spor...
4.Kesinlikle seksi diyebileceğin şeyler?
Çok zarif bir elbise altına yüksek topuklu ayakkabı. Mümkünse elbise dar ve siyah olsun. Çok klasik ama bence çok seksi. Bir de dar pantolon +topuklu çizme veya bot.
5.Asla giymem dediğin kıyafetler?
Bigeye katılıyorum, kesinlikle şalvar...
6.Fiyatları gereği ulaşılması zor yabancı markalardan beğendiğin?
Valla açıkçası ne doğru dürüst bilirim ne de takip ederim, yani hiiiç takmam ikoncan markalarını.
7.En fazla yatırım yaptığın sektör?
Kesinlikle Mertle ilgisi olan tüm alanlar:)
8."Kitap,Film,Spor" hangisini diğerlerinden çok yapıyorsun?
Spor, kitap, film. Spor düzenli, film genelde DVD'den. Okuma konusuna gelince, bugünlerde roman falan hak getire, durmadan okuduğum konu finans, ama Mertle ilgili herşeyi de mutlaka okurum.
9.Dışarıdayken yemek yemeyi en çok tercih ettiğin yerler?
Karacaoğlu, Hacı Arif Bey, Liva

Bigenin diğer miminden devam:
- Bloğuna neden bu ismi verdin?Hamileyken Merte "benim mertim, canım mertim" diye şarkı söylerdim. Blog olayını duyunca da aklıma gelen ilk isim bu oldu.
-Bloğuna yazarken star tribiyle olmazsa olmazın var mı? Mert bey uyumuş olacak, benim de yazmaya vaktim olacak. Aslında en iyi yazabildiğim zaman iş yerinde yemek üstüne yazıvermek, ilham da geldiyse tamam o zaman:))
-En son satın aldığın garip şey nedir? Valla ben de garip birşey almadım galiba.
-Şeker gibi olduğun anlar? Uykumu almışsam, yavruşum güzel uyumuşsa (zaten ikisi eş anlı oluyor genelde), bir de özellikle bu günlerde verimli çalışmışsam cidden şeker gibi olurum.
-Arkadaş artık sormayın dediğin şeyler? "Bu çocuk üşümez mi o kıyafetle" en sinir olduğum soru. Bir de "hem okul, hem iş, hem çocuk zor olmuyor mu?" sorusu.
- Aynaya baktığında gördüğün şey? Genelde çoook yorgun oluyorum, ama sevdiklerim yanımda, bunun mutluluğu yüzüne yansıyan bir kadın. Bir de anne olunca güzellik mi geldi ne?
-Kendini okutan blog?
Aynen Bige gibi düşünüyorum. Samimi ve anlatımı düzgün tüm bloglar...
-Bu blog sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler? En çok ODTÜ. Bir de şu an denetiminde bulunduğum bankaya yakınlığı nedeniyle Cepa.
Ben mime cevap yazana kadar herkes zaten cevaplamış olduğu için galibe ben bu defa kimseyi mimleyemiyorum...

30 Ekim 2009 Cuma

14. ay doktor kontrolü ve uykuyla imtihanımız

Mertim doğduğundan beri gönlümüze göre bir çocuk doktoru bulamamıştık. Zaten babası da ben de ikide bir doktora giden insanlar değiliz, ama insan çocuğu için güvenebileceği, kafasına birşey takılınca arayabileceği birini istiyor tabii ki. Neyse böyle birini bulamayınca biz de aşılar ve hastalık dışında doktora gitmeyelim prensibibini (yani annemin deyişiyle sağlam çocuğun doktorda ne işi var prensibini) benimsemiştik. Burcucum sağolsun Alev Hanımla tanışmamıza vesile oldu. Çok teşekkürler Burcu, Alev Hanım eşimin de benim de şimdiye kadar tanıdığımız en tatlı, en esprili, en çocuk psikolojisinde anlayan, insanı germeyen, yol gösterici, şeker mi şeker bir doktor. Benim 4 başlık altında sorularım vardı, sağlık-uyku-beslenme-davranış. Önce onların üzerinden konuştuk, sonrasında esas konumuz olan gece beslenmeleri ve yemek yeme alışkanlıklarımızı konuştuk. Oyun-oyuncak vb konular iki hafta sonraki randevumuza kaldı. Konuştuklarımızı kısaca özetlemek gerekirse:

-Mertin anneye aşırı düşkünlüğü:1-2 yaş arası anneyle bebişi siyam ikizi gibi olurmuş. tam tabiri bu işte, biz cidden siyam ikizi olduk.))

-Ben Mertin gece uykularının çok bölünmesinin biraz da gündüz fazla uyumasından kaynaklanabileceğini düşünmüştüm, bunun için de fazla uyuyunca uyandıralım diyordum, ama karışmamak gerekirmiş, kendisi ayarlarmış.

-tek başına oyun oynamak bu yaş grubunda pek fazla olan birşey değilmiş, bizim sıpa annesi yokken baya bi tek başına takılabiliyor aslında..

-TV kesinlikle günde 1 saati aşmamalı, zaten bana kalsa ben hiç açmıyorum..

-Mertin temkinliliği: Minicik bebekte olur mu der insan, ama gerçekten çok temkinli, iki düşünüp bir iş yapıyor gibi. Alev Hanımın Mertin daha içeri girer girmez kendisini incelemeye başlaması çok hoşuna gitmiş, ondan zarar gelip gelmeyeceğini, niyetinin ne olduğunu anlamaya çalışıyormuş:)) Hemen hanginiz daha tedbirlisiniz, hayata karşı daha planlısınızdır dedi, eşim de ben de beni gösterdik tabii. İnşallah büyüdükçe daha bir babaya çeker. Yürürken parmak ucuyla da olsa elimizi tutması da bunun yansımasıymış, hadi bakalım...

-Tuvalet alışkanlığına hemen başlama taraftarıydım, ama 1.5 yaştan sonra olmalıymış..

-Sütten kesme konusunda aslında 12-15 yaş arası idealmiş, ama bu salgınlar sebebiyle bağışıklık sistemini güçlü tutabilmek için iki yaşa doğru bırakacağız galiba.

-Domuz gribi konusu: İki hafta içinde aşıyla ilgili bize kesin bilgi verecekmiş, üniversitelerin çalışmaları devam ediyormuş, Gazi'den OK çıkmış, diğerleri bekleniyormuş. Bizim için kötü haber şu, en azında Kasım-Aralık boyunca, şu domuz gribi dene hastalığın ve virüsünün tam olarak ne olduğunun anlaşılmasına kadar My-gym'e kesinlikle gitmeyin dedi Alev Hanım, çocuk evde çok sıkılır falan deyince de açık havaya çıkarın, soğuktan zarar gelmez dedi.

-İmmuzinc konusu: 2 yaştan sonra hergün bir doz tavsiye ediliyormuş, ama şimdilik günde 5ml, o da 10-15 gün kullanıp mola vermek şeklinde verebilirmişiz.

-Uyku-beslenme konuları: Mertin odasına güzel bir gece lambası (hemen alındı), bir de yatağına oyun arkadaşı (inşallah evdekilerden birini kabul ettiririz şimdilik yok) gerekiyormuş..
-Gece uykularımızın bölünme sebebi, tahmin ettiğimiz gibi (ve fikirlerini benimle paylaşan arkadaşlarımın tahmin ettikleri gibi) meme emme alışkanlığıymış, açlık falan değil. Gece emmelerini kesmemiz konusunda çok kesin bir dille konuştu doktorumuz, zaten büyüme hormonu da 12-05 arası karnı açken salgılanıyor. Bunu nasıl yapacağımıza gelince işin en sancılı kısmı bu işte. Gece yatarken emecek (9 gibi) sonra zaten 12.30-1 gibi uyanıyor, o zaman da emecek. Sonra Mertin odasında sabaha kadar babası yatacak, gece uyanmalarında hiçbir şekilde anneyi görmeyecek, ne kadar ağlarsa ağlasın bakılmayacak, müdahale edilmeyecek. Böyle böyle kendi uyumaya alışacak. Doktorumuz ikiz çocuklarını bu şekilde alıştırmış, çok sancılı bir süreç, ama yavruşun iyiliği için. Bakalım becerebilecek miyiz, ilk denememiz bu gece. Bu arada komşularımıza da Allah sabır versin, Mert ağladı mı çok pis ağlar.
-Ferber yöntemi mi, yatır kaldır yöntemi mi, anne iç güdüsü mü? Bu gece ferberi deneyeceğiz ama kendimize de çok güvenmüyoruz açıkçası..

-yemek konusuna gelince, 1-3 yaş arası çocuk yer-yemez, sever-sevmez, 3 gün iyi yer 5 gün aşırı mızmızlanırmış. Nefret ettiğişeyler konusunda ısrarcı olunmayacak, elde tabak peşinde koşulmayacak (peşinde koşturma, tv karşısında yedirmeye çalışma bizde yok, ama ısrarla-oyunla yedirme var açıkçası). Bu sıpalar 18 saate kadar açlığa direnirlermiş, normal yemek süreleri yarım saatmiş (bizimki sevdiği birşey olursa yarım saate kadar tabak temizleniyor gerçekten).

-eline kaşık verilecek. Bizimki birkaç öğündür kaşık kullanıyor, ağzına da isabet ettiriyor valla, bir kısmı dökülse de. Ortalığın çok batmasını engellemek için vakumlu tabak alınacak (süper fikir, yemekten sonra mutfak savaş alanına dönüyor).

-önüne bizim yediğimiz yemeklerin aynısı konacak, yanında yemiyor denmeyecek. yemiyorsa biraz aç bırakılıp, mesela yarım saat sonra aynı yemek biraz modifiye edilmiş olarak verilecek.

-1-3 yaş arası hergün 2 küçük köfte kadar et, iki ince dilim ekmek, 1 kibrit kutusu peynir, 1 çorba kaşığı tahıl, 250-500 ml süt-süt ürünleri, haftada 3 gün tam yumurta almaları gerekiyormuş. Meyve suyunun günde 240 mly'yi geçmemesi gerekiyormuş.

-Menümüzü beğendi doktorumuz, yalnız kahvaltı ile öğle yemeği arasındaki meyve seansımıza gerek yok dedi.

-Akşam yemeğini yemedi, sofradan aç kalktı diyelim. Aptamil junior ile yapılmış sütlaç, irmik tatlısı, muhallebi türü birşey verilecek.

-Boyumuz gayet iyi, ama kilomuz ortalamanın altında. Neyse babası gibi ince uzun olsun, bana uyar:))

Doktor kontrolümüzün özeti bu. Oyun-kitap-oyuncak konularını ve aşı konusunu bir sonraki kontrolümüzde yazarım. Bir de menü konusu var ama ben çok sıkı çalışmam gerekiyor bu aralar..

Fotosuz olmaz değil mi, Alyanın yaşgününden fotolarımız (oğluş bu yaş gününde pek keyifli, pek bir sosyaldi:)))















20 Ekim 2009 Salı

Doğada arınmak:))

Perşembe günü annem, kardeşim ve çekirdek aile olarak bizler eşimin memleketi olan Trabzona gittik, Beşikdüzüne bağlı Takazlı Köyüne. Evlenmeden önce Tarbzona hatta Karadenizin hiçbiryerine hiç gitmemiştim. İlk olarak 2004 yılında gittik, ben bayıldım tabii, doğma büyüme Ankaralı bir gariban olarak yeşilin her rengini görmemişim ki..

Takazlı köyü harika bir dağ köyü. Evimizin balkonundan bakınca Beşik Dağı ve Sis Dağının harika dumanlı tepeleri, bahçesine çıkınca muhteşem Karadeniz görünüyor, insan daha ne ister ki? Uçakla gittik Trabzona, yavruşun ilk uçak deneyimi düşündüğümden çok daha rahat oldu, melek yavrum benim, emzirmenin faydalarını da göz ardı etmemek gerek tabii ki:))
Köyde ne mi yaptık? Bolca ziyaret yaptık, Fatma teyzemizin inanılmaz organik Karadeniz yemeklerini hapur hupur yedik, bolca oksijen soluduk, manzarayı hayran hayran seyrettik, hiç TV seyretmedik, hayatın anlamını keşfettik, üzüldüğümüz sıkıldığımız boş şeylere hayıflandık, birbirimizi daha çok sevdik, seneye yayla şenlikleri zamanı mutlaka gelelim, daha uzun süreyle kalalım dedik, inekleri uzaktan uzağa sevdik, Karadeniz kadınının çalışkanlığına, dominantlığına, gücüne hayran kaldık, valla bir de galiba 5-10 yaş gençleştik. Ailemizin onur üyesi sayın minik prensimizi herkes çok ama çok sevdi, yavrum herkese bol bol gülücük dağıttı , annesi yanında yokken yaygarayı bastı, bu arada yavrum anne sütü dışında ilk defa başka bir süt içti ve çok sevdi, inekleri ve kedileri çok sevdi, ali babanın çiftliğini annesi ona gerçek hayvan sesleri dinleterek söyledi, yediği harika yemekler yanına kar kaldı, annişine yapışık dolaştı, hatta bebek arabasına binmeyi bile reddetti:))

İşte bu harika 3 günden fotolar:








































M


09 Ekim 2009 Cuma

uyku, biraz uyku, bütün istediğim buydu

Bu bebişler büyüdükçe daha iyi uyumuyorlar mıydı? Canım meleğimin uzunca bir zamandır devam eden (1.5-2 ay gibi) ve gittikçe kötüleşen bir uyku sorunu var.. İlk 10 ayda geceleri süper uyuyup (katı gıdalara geçiş sonrasında bile) annesine vakit bırakan, mışıl mışıl uyumasını sağlayan meleğim 10. aydan sonra geceleri önce 3 saatte bir, sonra 2 saatte bir, sonra da saatte bir uyanmaya başladı.

Uyanma derken tam olarak ayılıp gözlerini açmak da değil, uyanıyor, mızıldanıyor, memeye yapışıyor, memede uyuyup yerine alınıyor. Ben zaten oğluşu memede uyumaya alıştırarak (Tarcy'yi başta okumamanın cezası işte) kendime en büyük golü atmışım meğerse. Uykusuzluk tavan yapıp da internette araştırınca önce kendi sütümün geceleri artık yetmediğinden şüphelendim tabii ki. Bu arada konuştuğumuz doktor da yatmadan önce ilave besin vermemizi önerdi. İlk önce gece için tahıllı mamaları denedik, yatmadan önce verdik prensimize. İlk birkaç gün uyanma araları 3 saatte bire uzadıysa da sonra daha sık uyanmaya başladı. Sonra kitubi'deki faydalı bilgiler beni milupa conformil 2 kullanmaya yöneltti, ama bu da nasıl bir mamaysa (daha doğrusu devam sütü gibi birşeymiş) hiçbir markette-eczanede bulamadım.

Bugün Milupanın müşteri hattını aradım, son çare olarak. Telefonda görüştüğüm görevli conformil 2'nin özel formülle üretilmiş bir çeşit devam sütü olduğunu, temel amacının sindirimi kolaylaştırmak olduğunu, bizim meleğin derdinin açlık olmadığını, çünkü bir bebeğin saatte bir acıkmayacağını düşündüğünü söyledi. Bu aylarda bebekler memeye çok düşkün olurlarmış, bir çeşit kendini güvende hissetme yoluymuş bu (bunu başka kaynaklarda da okumuştum, tatilde de bizzat en yoğun halini tecrübe etmiştik). Dolayısıyla her uyandığında süt vermememi, pışpışlayarak (bunu tracy hocam da söylüyordu) veya su vererek uyutmaya çalışmamı tavsiye etti. Haklı olabilir, aslında bizimkinin sindirim sorunun olduğunu pek düşünmüyordum ben, belki gaz sorunu olabilir diyordum (küçüklüğünden beri Mertçik gazı olduğu zaman daha bir kuvetli yapışır memeye).

Benim tatlı meleğim dün gece ateşlendi, gece boyu mırıl mırıl birşeyler söyledi, inleme gibi, benim de içim gitti tabii ki. Umarım çabucak iyileşir meleğim. Hasta yavruşa kıyamayacağım için bu gece de muhtemelen alırım memeye, ama sonrasında her ağlayışında memeye almama, odasında uyumaya alıştırma zamanı geldi de geçiyor galiba..

28 Eylül 2009 Pazartesi

yavruşun yaşgünü kutlamaları

Kaç gündür yazamıyordum, bayram telaşı, yaşgünü hazırlıkları, yeni denetim ekibine katılmam, oraya alışmam falan derken çok zaman geçmiş son yazımdan bugüne..

Yavru kuşun yaşgününü iki tur olarak kutladık:)) İlk kutlamamız aile içindeydi. Anane, babaane, dede, teyzeler, amca, dayı, büyük ananeden oluşan süper ekip, anacığımın hazırladığı nefis ikramlar, çikolata pastanesinden yaş pastamız ve herşeyin merkezinde bir küçük prens:)) Çok güzel geçti akşamımız, yavruşa çok güzel hediyeler geldi. Gelen hediyeler içinde annemin aldığı leopar tulum muhteşemdi, nasıl yakıştı küçük sevgilime, hele bir de o tulumla emekleyişi vardı ki gerçekten bizim eve bir leopar yavrusu girmiş gibiydi:)) İşte o günden fotolar:
















minik leoparın arabası, annesi ve dayısı

Bayramda Ankaradaydık. Yavru kuşa annem çok güzel bayramlıklar aldı Kanz'dan. İlk gün bayram ziyaretlerimizi yaptıktan sonra ikinci gün anneyle baba Merti anane ve teyzeye emanet edip ne zamandır gitmek istedikleri forum outlete gittiler. Cidden güzel bir outlet olmuş burası, ama biraz geç gittiğimiz için çoğu mağazayı gezemedik bile. Benim vaktimin tamamına yakını Networkte geçti zaten, Que tasarımlarını çok sevdim (sadece bir tane gömlekte beden bulabildim o ayrı. Daha sık gitmek gerekiyor galiba birşeyler yakalayabilmek için). Outletin bahçesinde çocuklar için çok güzel bir oyun alanı vardı. Hava güzel olsaydı ertesi gün de oğluşla giderdik, hafta sonu hava güzel olursa gidebiliriz, aklınızda bulunsun.

Daha da keyifli yaşgünü kutlamamız bu pazar günü oldu. Oyun grubumuzdan sevgili Evren ve Tan Evren hasta olduğu için, Menekşe ve Umut Ege de İstanbulda oldukları için bize katılamadılar. Gökçe ve Defnoş da Gökçe rahatsızlanınca gelemediler malesef. Esra ve Ela, Bige ve Duru, Yasemin ve Alya, Ayla ve Ezgi, Vuslat ve Nazlı Ceren, Burçin ve Ferve, annişkom ve bebiş bekleyen iki arkadaşımızla harika birgün geçirdik. Bebişler (oyun grubumuz dışında) farklı yaş gruplarındandı. Hepsinin ayrı huyu, ayrı karakteri var, onları izlemek gerçekten büyük keyif. Bizim küçük prens başlangıçta çok keyifliydi de bir ara yine annesine yapışık bir hale geldi..Neyse 12-18 ay arası böyle bir dönemmiş, yapışık ikiz olmaya devam..Bizim fotoğraf makinesinde sadece Mertimle benim resimlerimiz vardı, Esracım sağolsun başka fotolar da göndermiş. İşte o güzel günün fotoları:

15 Eylül 2009 Salı

iyi ki doğdun melek yavrum

çok rahat, çok keyifli geçen bir hamilelik süreci, yavruşumun beni hiç üzmeyişi, sıkmayışı, hamileliğimin son iki ayında anneciğimin hastalığını öğrenmemiz, sonrasında ameliyat olması, sonra bir de kardeşimin askerlik için önce Tatvan'a oradan Muş'a geçişi.. Koşturmacalarla geçen son iki ay.. Karnım burnumda yürüyüşlerime devam etmem, cumartesi gecesi Farukla birlikte lokale gidişimiz (tabii ki yürüyerek:)) ve Faruğun koca karnımın fotoğrafını çekişi... Pazar sabahı 4.30-5 gibi suyumun gelmesi, hastaneye koşturmamız..Pazar gecesine kadar ha doğdu ha doğacak diye beklememiz, bu kadar bekleyince kayınvalidemin biraz panik olarak sezeryan olsun diye ısrar etmesi, benim normal olacak diye inat etmem...

En sonunda gece 12.15'de doğdu benim meleğim..Hayatımda gördüğüm en güzel, en masum varlıktı, kucağıma verdiklerinde duyduğum hislerin tarifi mümkün değildi, kokusu hayatımda aldığım en güzel kokuydu. Anne olmak, Mert gibi bir güzelliğin annesi olmak bana Allahın en büyük lütfu, nasıl şükrediyorum böyle bir yavruşun annesi olduğum için. Bir sene nasıl çabucak geçiverdi, nasıl büyüdü benim minik yakışıklım. Şu anda öyle duygu yüklüyüm, öyle tarifi zor duygular içindeyim ki..Mert hayatımızın rengi, aşkımız, biriciğimiz, herşeyimiz....

İyi ki doğdun canım meleğim herşeyim, Allah sana çok mutlu, çok güzel bir ömür nasip etsin, herşey gönlünce olsun inşallah biricik meleğim...

Seni çok seviyorum......